Zor insanlar, zor kararlar


Yönetim işi kaçınılmaz olarak insan faktörü ile uğraşır. Ne kadar otomatikleştirseniz de, az veya çok, işlerin yürümesi için insanlarla birlikte çalışmaya ve bundan kaynaklı problemlerle uğraşmaya mecbursunuz. Bir yönetici için iletişim becerilerini optimum şekilde kullanmak ve çatışma çözme tekniklerini uygulamak, özellikle sorumlu olduğu insan sayısı yüksekse, çok önemli bir yetkinliktir ama, belli tip insanlar, ne kadar yetkin olursanız olun yine de sizin için hayatı kabusa çevirebilirler.

İnternette küçük bir araştırma "Zor insanlarla başa çıkmanın yolları" ana temasında onlarca makale ve tavsiyeyi önünüze serecektir. Bununla ilgili eğitim programları bile var. Çoğunu okumuş biri olarak söyleyebilirim ki, iş tüm gerçekleri ile karşınıza çıktığında okuduklarınızın pek bir faydası olmadığını görüyorsunuz. Çünkü; öncelikle, bu tip sosyal yetkinlikler okumayla kazanılamaz ve orada yapılan maddeler halindeki tavsiyeler birçok durumda ve birçok insana karşı pek etkili olmayacaktır.

Yine de ilgilenenler ve ileride ilgilenmek zorunda kalacaklar için kişisel deneyimle harmanlanmış araştırma özeti faydalı olabilir.

Çalışanlar neden işi bırakırlar?


Bu soru insan kaynaklarının kendisine sıklıkla sorduğu ve yine sıklıkla kendi kendine yalan söylediği bir konuya işaret ediyor; çalışanlar memnun mu?

Ne yazık ki şahit olduğum bir çok insan kaynakları yönetimi gerçekten olanla, olmasını istedikleri temenni durumları birbirine karıştırır. Yani, bilerek mi yoksa gerçekten öyle hissettikleri için mi bilmiyorum, genelde gerçeklikten uzaktırlar. Onlara göre; insan kaynakları politikaları çok iyidir, tüm çalışanlar yeterince bilgilendirilmiştir, eğitim programları tam hedefe yöneliktir ve IK konularında yıl içerisinde çok önemli çalışmalar yapmışlar, önemli ilerlemeler göstermişlerdir.

Peki ya gerçek?

Bu noktada kişisel deneyimlerimi bir kenara bırakıp araştırmalar ne diyor ona bakalım. Bu yazıyı yazmama ilham kaynağı olan, Linkedln tarafından yapılan çok yeni bir araştırma.  Araştırmanın tam ismi "Why more employees are considering leaving their companies", yani; "Neden giderek daha çok çalışan şirketlerini bırakmayı düşünüyor?" (Orjinaline yazının altındaki linkten ulaşabilirsiniz)
Araştırmanın giriş yazısında dünya genelindeki çalışanların %85'inin işlerini değiştirmek istediğini ya da olası fırsatlar için "Head Hunter" dediğimiz işe alım aracılarının tekliflerine açık oldukları belirtiliyor. Eğer bu araştırmanın örneklemini yeterli kabul ederseniz ve içerisine Türkiye'yi almasalar da, benzer durumu için ülkemize de genelleme yapmamız şartını onaylarsanız araştırmanın sonuçlarını kabul edebilir ve üzerinde tartışabiliriz.

Milliyetçilik II



Yeniden merhaba;

Hayat devam ediyor yazımda belirttiğim olaylardan dolayı kendime verdiğim yeniden toparlanma süreci artık yeter. Tekrar okumaya, sorgulamaya ve paylaşmaya başlamak gerek. Bir şeyler üretmedikçe sıkıntım azalmıyor artıyor çünkü.

Yarım kalan iki yazıdan önceliği milliyetçilik yazısına verdim. Bu devam yazısından önce ilk yazıyı okumanızı öneririm:

Bir önceki yazıda Atatürk'ten şu sözü yazmış ve bunu işletmelere bağlamıştık:

"Harp muharebe, hele meydan muharebesi yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir, ulusların çarpışmasıdır. Ulusların bütün varlıkları ile, bilim ve teknik alandaki seviyeleri ile, başarıları ile, ahlakları ile, kültürleri ile, faziletleri ile, kısaca göz ile görülür bütün güçleri ve varlıkları ile, her türlü araçları ve olanakları ile çarpıştığı bir sınav alanıdır."

İşletmenizin birçok açıdan rakipleriyle rekabet halinde olduğunu ve bu rekabetin giderek daha da acımasız bir hal aldığını temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp söylerler. İşletmecilerde bu rekabetten sıyrılabilecekleri ve farklılaşıp daha fazla kazanabileceklerini söyleyen her öğretiye, sisteme ya da hazır maddelik reçetelere dört elle sarılma eğilimindedir. "Başarılı olmanın 5 kuralı", "Stratejik rekabetin 10 ilkesi" gibi hazır reçetelerde çare aramak genellikle yararsızdır. Bizim işin aslına inmemiz ve "başarılı" gördüğümüz şirketlerin ne yapmakta olduğunu görmemiz gerekir.

Hayat Devam Ediyor!


Çok güzel söylemiş Robert Frost. Hayat devam ediyor. Ne yaşarsak yaşayalım, neyin içinden geçersek geçelim devam ediyor. Ederken de bende değişik tatlar, acılar ve deneyimler bırakıyor.

Aslında tamamlanmayı bekleyen iki yazım var. Ama "insan plan yaparken Tanrı gülümsermiş" derler ya, bir anda altüst oldu herşey ve gündemim değişiverdi. Detaylarını ilerleyen zamanda "mutlaka" yazacağım; çünkü bu bloğun konularına çok uyan, ard arda yapılmış bir çok gariplik neticesinde, hiç beklemediğim bir zamanda ve şekilde işten ayrılmış bulunuyorum. Ancak yazının mantıklı olması, bütünü değerlendirmesi ve doğru şekilde çıkarım yapması gerek. Şu an yazarsam duygusal olur. Onu başka zamana bırakalım.

Madem yönetimin yanında hayat ve felsefe de var bu bloğun içinde, ben size biraz bu sıkıntılı duruma nasıl direnmeye çalıştığımdan bahsedeyim. Belki birileri okur da faydası olur. Kimse okumasa da benim için tarihe bir not kalır, ilerde geriye bakıp kendim okurum:

Milliyetçilik


Son zamanlarda korkutucu bir kavram olmaya başladı milliyetçilik. Hatta her kendini bilmezin saldırdığı ve üzerinde ahkam kestiği kavramlardan biri oldu. Atatürk düşmanlığı göstermenin laiklikten sonra en popüler yolu milliyetçilik üzerinden söylem yapmak artık.

O kadar çarpıtıldı ve içi boşaltıldı ki, yeniden tanımlanmaya ve anlaşılmaya ihtiyaç duyar hale getirdiler milliyetçiliği. Bu konuda kimin ne saçmaladığını ve Atatürk düşünce sistemine saldırmak için kaç dereden su getirildiğini buraya taşıyacak ya da cevap vermeye kalkacak değilim. Zaten bunları yazanların çoğu bilimsel bir tartışma açmak ve irdelemek niyetiyle konuşmadıklarından verilecek herhangi bir cevabı duyacak ya da anlayacak durumda da değiller.

Bu blog genel yapısıyla iş, yönetim, örgüt yapılarını anlamaya çalışan ve bu konulardaki düşüncelerimi ve öğrendiklerimi paylaştığım bir yer. Ama kendine göre bir hayat duruşu, felsefesi ve algı biçimi de var. Bu açıdan baktığınızda milliyetçilik ne alaka diyebilirsiniz. Ancak az sonra açıklayacağım şekilde milliyetçilik ilkesi örgüt yönetimini de ilgilendirebilir.

Yönetim Kuramları - 1 -


Resim için kaynak : http://www.e11evenmanagement.com

Örgütsel davranışların incelenmesi konusunun derinine dalmadan önce yapılması gereken önemli bir adım var. Aslında daha önceki yazılarda da birçok kez bahsettim ve yorumladım ama madem ki biz bu konuda ahkam kesmeye niyetleniyoruz, ilk olarak, daha önce kim ne ahkam kesmiş ona bir bakmak lazım.

Peşinen belirteyim ki az sonra yapacağım yönetim kuramları ve örgütsel davranış ilişkileri tarihçe özeti herhangi bir önyargı olmadan okunmalıdır. Yani hiçbir yönetim kuramının bir diğerinden daha üstün ya da mantıklı olduğu ispatlanmadığı gibi, bugün bile hepsi uygun koşullar altında anlamlı ve geçerli olabilir. Ayrıca her kuramı uygulandığı yıllara ve o yilların sosyo-ekonomik yapısına göre değerlendirmekte de fayda vardır.

Çeşit çeşit insan var!


Kaynak : www.oguztopoglu.com
    Örgütsel davranış ve örgütsel psikoloji konuları uzun zamandır ilgimi çekiyor. Bireysel psikoloji bile yeterince karmaşık ve muallakken bunu bir de örgüt düzeyine taşımak, insanların toplu haldeki davranışlarının, grup içindeki ruh hallerinin anlaşılması çok daha zor görünüyor benim baktığım pencereden. Ancak insan o veya bu şekilde çeşitli büyüklüklerdeki sosyal örgütlerin içinde yaşamak ve kendi kişiliği ile örgütün davranış eğilimini sürekli olarak uyumlaştırmak zorunda. O yüzden üzerinde düşünülmesi ve anlaşılmasının oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.

Bu konu ile ilgili okudukça  kendimce bazı çıkarımlarda bulunuyor ve bazı sonuçlara ulaşıyorum. Yöneticilik yapmanın özellikler lider sıfatıyla ve örgütün gidişatından sorumlu olarak yöneticilik yapmanın belki de en temel gereklerinden birisi örgütsel davranışları bilmek ve yönlendirmek.

Bakalım çok genel tanımlarıyla bir iş yerinde çalışanları nasıl kategorilere ayırabiliyoruz:

Paylaşın

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

S3