Fırça atmak ya da atmamak...


"- Arkadaşlar, şunların bunların yapılması lazımdı yapılmamış.
 -  Kaç kere söylememize rağmen hala doğru düzgün olmuyor bu işler.
 -  Filanca işini doğru düzgün yapmadığı için yine aynı problemi yaşıyoruz."

Size bunları söylediğimde beyninizin nasıl şekillendiğini biliyor musunuz?

Ben size aslında; "sen birşey bilmiyorsun, bense çok iyi biliyorum. Dinle de birşeyler öğren" dedim, ya da doğrudan eksikliğinize ve beceriksizliğinize atıfta bulundum. Sizin beyniniz ise savunma pozisyonuna geçti ve hafif bir merakla "anlat da görelim" demeye başladı. Bir yandan da söylediklerimde açık bulmaya, mantıksızlık aramaya ya da zaten bildiğinizi anlatmaya odaklandınız.

Fabrikada müzmin bazı sorunlar var diyelim. Mesela istenen seviyede kalite algısı yok. İstenen seviyede temizlik yok, evrak işleri, MRP girişleri ya da üretim performansı istenilen seviyede değil. Siz de amirsiniz.

Küçük Bir Anektod

 Eskilerin tabiri ile "alaylı" ya da "mektepli" olmak diye 2 kavram vardır. Birisi işin mutfağından yetişen ama akademik bilgisi az olan, diğeri ise akademik olarak bilgili ancak fiilen tecrübesiz kişileri ifade eder. Eskiler için "biz alaylıyız" demek bir tür gururlanma ifadesidir.

İş hayatında da zaman zaman akademik bilginin asla iş yaşamına aktarılamadığından ya da iş dünyasının üniversiteler ile yeterince iş birliği yapmadığından yakınmalar duyabilirsiniz. Bu konuya daha önceki bir yazımda değinmiştim. Alaylılarla mektepliler anlaşabilecekleri ortak bir dil bulmadıkça Japonca ve Türkçe konuşan iki kişinin iletişimi kadar iletişim kurabilirler ancak.

Son günlerde okuduğum "Yönetim : Örnek Vakalar" kitabında bu konuya değinen güzel bir anektod gördüm ve paylaşmak istedim. Kitap çok sevdiğim  ve zaman zaman bu blogda alıntılar yaptığım Peter Drucker'a ait olsa da anektod önsözün yazarı Warren Bennis'e ait. Şöyle diyor:

Kendini Kandırmak


Kendini kandırmak dendiğinde bunun kötü birşey olduğu ve yapılmaması gerektiği ile ilgili yaygın bir ön kabul vardır. Kime sorsak, insanın öncelikle kendini kandırmaması gerektiğini söyler.

Aslında kelime anlamı olarak "kendini kandırmak" biraz ironiktir. Hem konuşan hem de dinleyen olabilirsiniz, hem eğiten hem de öğrenen olabilirsiniz ancak hem kandıran hem de kandırılan olmak mümkün müdür? Aldatan sizseniz nasıl aldanıyorsunuz?

Böyle birşeyin mümkün olabilmesi için biraz haddimizi aşarak psikolojiye bulaşmak ve her insanın en az iki alt benliği olduğundan söz etmek gerekir. Duygusal tarafımız / mantıklı tarafımız, hassas tarafımız / güçlü tarafımız, iyi tarafımız / kötü tarafımız, nefsimiz / vicdanımız, "ying"imiz / "yang"ımız..., artık adına ne derseniz deyin.  Bu taraflardan biri, diğerine zaman zaman baskın çıkar ve ortak benliğin kararını etkiler gibi görünüyor. Bunu yapmak için de algıda seçicilik yaratarak kendi işine gelenleri görmemizi ve diğerlerini göz ardı etmemizi sağlıyor.

Ancak bu kontrolümüz dışında gelişen ve "bizim" tamamen edilgen olduğumuz bir süreç değil. Farkındalığımızı arttırarak bunu kontrol edebilir ya da etmeyebiliriz. Bu biraz da bizim rahatlık sevdamız, mutlu olma içgüdümüz ve tatsız olandan kaçınma eğilimimizle ilgili.

Peki kim kendini kandırmaz?

Küçük Hesaplar



Yukarıdaki sözü çok seviyorum.

Zor zamanlarda yeniden moral bulmamı ve duruma bir daha bakmamı sağlıyor benim.

Çünkü bazen gerçekten "fail" ettiğimi, yani beceremediğimi ve başaramadığımı düşünüyorum.

Sözün sahibi tam adıyla Avul Pakir Jainulabdeen Abdul Kalam. Hindistanda devlet başkanlığı da yapmış, roket bilimi ve havacılık konularında uzman Hindistanlı bir profesör. 27 Temmuz 2015 te, geçtiğimiz aylarda hayata gözlerini yummuş, ama yummadan önce çok güzel sözler bırakmış arkasında.

Başkalarına ilham verebilen böyle insanları çok seviyorum ben.  Herkes felaket senaryoları, olumsuzluklar, olmazlar içinde yüzerken moral ve yeniden başlama gücü veren, yaptığınız işi gerçekte neden yaptığınızı size arada bir hatırlatan adamları.

Birçok noktada paralel düşünüyormuşuz meğer ve keşke daha önce farkına varıp daha yakından tanıma fırsatım olsaymış dediğim kişilerden birisi Abdul Kalam.

Hakkımda kim, ne demiş?



Yoruldum.

Küçük insanların küçük hesaplarından, aslında katıksız cahil olduğu halde herşeyi bilip öngörebildiğini zannedenlerden yoruldum.

Sözleri ile eylemleri zıt olanlardan. İnsanların ağızdan çıkana değil yürekten gelene inandıklarını bir türlü anlamayanlardan yoruldum.

Kimin ne olduğunu sınandığında anlıyorsunuz. Buna kendiniz de dahilsiniz. İşte o yüzden Kur'an'da "İnsanlar, inandık demeleriyle kendi hallerine bırakılacaklarını ve hiçbir imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar! / Ankebut - 2" yazıyor, "Her canlı, ölümü tadacaktır. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz. / Enbiya - 35" diyor yüce kitap.

Aslında yıllardır kendime arkamdan konuşanlara takmıyorum diyorum. Arkamdan konuşanlar, hatta işi utanmadan iftira atmaya kadar götürenlere kızmayıp Allah'a havale ederim diyorum ama, iş uygulamaya gelince, yine de moralim bozuluyor. Canım sıkılıyor. İçim bir hınç ve intikam isteğiyle doluyor. Sonra bende o hisle boğuşuyorum.

Salaklar, Uyanıklar ve Kurallar


Hepimiz yönetimin bazı kurallar ve düzenlemeler getirmeden yapılamayacağını biliyoruz.

İş yerinde de, evde de işlerin daha iyi yürümesi için bazı kurallar ve kısıtlamalar listesinin içinde yaşamak zorundayız. Ancak kuralların konulma amacı bazen o kadar saçma oluyor ki bunlara uyulmasını beklemek ahmaklığa giriyor. Bu tip kural örneklerinden devlet kurumlarında bolca var.

Bazı kurallar ve düzenlemeler de o kadar yanlış ve sığ görüşlerle yorumlanıyor ve uygulanıyor ki; konulma amacı ne kadar isabetli ve iyi niyetli olsa da sonucu sinirli insanlar ya da lüzumsuz bürokrasi olabiliyor.

Tüm bunların önüne geçmenin tek bir yolu var. Bu kural ve düzenlemeleri belirli zamanlarda gözden geçirmek. Bunları bir tanrı buyruğuymuş gibi sorgulamadan nesilden nesile geçirmek yerine akıl ve mantık süzgecinde yeniden süzüp her seferinde iyileştirmek.

Danışmanlık Mesleği


Danışmanlık günümüzün gözde mesleklerinden bir tanesi.

Genellikle sınırları ve içeriği de oldukça belirsiz ve bu durum, hem danışmanlara birçok geniş alan bırakıyor, hem de danışmanlıkla ilgili bir sürü esprinin kaynağını oluşturuyor. Danışmanlığı, bir konuda sadece ahkam kesmek ve tavsiyelerde bulunmak ancak fiilen hiçbirşey yapmamak olarak görenlerin sayısı da hiç az değil.

Bazı noktalarda yönetsel danışmanlık hizmetlerinden yararlanmak çok gerekli ve önemli olabilir. Çünkü hiç kimse herşeyi bilemez ve her konuda uzman olamaz. Ancak birkaç sığ teori ve kuramı alıp süsleyip püslemek ve gerçekte hiçbir reel sonuç üretmeyen, sonucu tamamen muallak olan öğretiler ve tavsiyeler vermek ve bundan ciddi paralar kazanmak da artık başlı başına bir sektör.

İlerleyen yaşımda bana da nasip olur inşallah :)

Aşağıdaki fıkra herşeyden daha iyi özetleyecektir konuyu:

Paylaşın

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

S3